LeyL_LeyL
• 15/5/2008 - Gurbet mi?... Hasret mi?...

Gurbet mi, hasret mi, nedendir bilmem. Duyduğum her şarkı dokunur oldu. İnan ki eskiden böyle değildim. Adım Mecnun ile okunur oldu.
Dokunsan ağlarım, öyle dolmuşum. Vakitsiz yaşlanmış, erken solmuşum. Ne dertli, çâresiz, garip kulmuşum, Felek bile benden yakınır oldu.
Nasıl yorulmuşum, nasıl bîtabım. Virâneler gibi yıkık, harâbım. Her gün dertleştiğim dostum, ahbabım Bir garip tavırlar takınır oldu.
Diyemem derdimi, gelmez ki dile. Ömrümce çeksem de bitmez bu çile. Uğrunda canımı verdiğim bile Benden gül yüzünü sakınır oldu…
Cahit Deniz
|
(0)
|
• 9/5/2008 - Dün, Bugün, Yarın
|
Çok zaman önceydi.
O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu. İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan. Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın. Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı. Farkında olmadan rezil etti bugününü.
Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bugün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bu günü eline yüzüne bulaştırdı. Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşını da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı. Ama bugünü hiç yaşayamadı, ne yarın ne de dün!
Can Dündar
|
(4)
|
• 8/5/2008 - --GURBET--

Dağda dolaşırken yakma kandili, Fersiz gözlerimi dağlama gurbet! Ne söylemez, akan suların dili, Sessizlik içinde çağlama gurbet!
Titrek parmağınla tutup tığını. Alnıma işleme kırışığını Duvarda, emerek mum ışığını, Bir veremli rengi bağlama gurbet
Gül büyütenlere mahsus hevesle, Renk renk dertlerimi gözümde besle! Yalnız, annem gibi, o ılık sesle, İçimde dövünüp ağlama gurbet!..
Necip Fazıl KISAKÜREK
|
(3)
|
• 29/4/2008 - BEKLENEN...

BEKLENEN
Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni, Gelme, artık neye yarar?
NECİP FAZIL KISAKÜREK |
(7)
|
• 26/4/2008 - Meçhul Çağrı

Yüreğim sevdaya açılan gemi Yolculuk nereye sor sevdiceğim Yıldızlar altında mahzûn gölgemi Yaşlı gözlerinle sar sevdiceğim.
Çözümsüz bilmece aşkın esrârı Çileyle yıkanmak sevenin kârı Eserse çöllerden vuslat rüzgârı Kalbini kumlara ser sevdiceğim.
Hicranlar kül eder gönül dağını, Yağmur mu öpecek, gül dudağını Âşık kelebeğin ölüm ağını Bir hüzzam besteyle, ör sevdiceğim.
Yanmayı bilince buzlarda duran Güneşi görünce geceyi saran Günün her ânında hasreti vuran Saati sevgiye kur sevdiceğim.
Vermedin hâtıra yırtık resmini Gözyaşlarım sustu, nânkör ismini Görmek istiyorsan, aşkın cismini Kalbimi ikiye yar sevdiceğim.
Aşkım kıvranırken gül pençesinde Sana serenât var, bülbül sesinde Hâkim sensin artık aşk celsesinde Kalemi ortadan, kır sevdiceğim.
Zehiri tadınca küsersin bala Bir meçhûl çağrıyla düşersin yola Sensizliğe mahkûm harâbe kula Çaldığın yılları ver sevdiceğim.
SERDAR TUNCER
|
(3)
|
|